Yabancılaşma: Marx’ın Teorisine Bir Giriş

Bu kitapçık, Marx’ın dünya görüşünün temel dayanaklarından olan yabancılaşma olgusuna bir giriş niteliğindedir.

yabancilasma-webDaha önce hiç olmadığımız kadar hayatlarımızı kontrol etme ve dönüştürme gücüne sahip olduğumuz bir dünyada yaşıyoruz. Fakat yine de çoğu insan için dünya kendi kontrol güçlerinin ötesinde yer alıyor. Hayatları, patronlar ve politikacılar tarafından belirleniyor.

Bu durum, genç Alman radikal düşünürü Karl Marx’ın 1840’larda tanımlamaya başladığı ve hayatının geri kalan kısmında da sürekli aklında yer eden yabancılaşma olgusunun bir parçasıdır.Kapitalist üretim sistemini analiz ederken Marx, onun yarattığı büyük sosyal, fiziksel ve ruhsal hastalıkları da ortaya serdi.

Elinizdeki kitapçık yabancılaşma kavramının gelişim çizgisini Aydınlanmadan itibaren takip etmektedir. Kitapçık, iklim değişikliği ve ekonomik krizin hüküm sürdüğü bir dünyada kavramın hala geçerli olduğunu göstermektedir. Bu kitapçığın işaret ettiği daha da önemli bir başka konu var: Marx için kapitalist üretimin işleyişini anlamak, insanlığı despotluktan kurtarmak için hayatidir.

 

NOT: Kitapçılardan temin edemezseniz, bize yazın..

 

 

Yayınevinin notu

2013’ün Türkiye’sinde herkes, 3-5 “çapulcu”nun 3-5 ağacı korumak için cansiperane mücadelesine anlam vermeye çalışıyor. Çoğu insanın boş kafalı olarak değerlendirdiği, bilgisayar başından kalkmayan bir “Y kuşağı” yeri geldiğinde polisle çatışmayı göze alacak kadar haklarına sahip çıkan, iktidarla dalga geçen isyancılar ve “işgalciler” halini aldı.

Gezi eylemleri ve eylemcileri için denmedik bırakmadı iktidar. Buna rağmen toplumda şimdiden geniş bir etki yarattığı muhakkak. Bunun nedeni kimi öngörülü yorumların işaret ettiği gibi “adam yerine konmama” durumuna başkaldırı olması. Kendisi bir dönem önce ordu tarafından itilip kakılan AKP iktidarının, kendisini ittirip kaktıranların yöntemleri ve diliyle “ben yaptım, oldu” anlayışı Gezi’nin tetikleyicisi oldu.

“Adam yerine konmama” cinsiyetçi bir tabir oldu. Bunun yerine daha teknik (ve çok daha artistik!) bir kavram 150 sene kadar önce Marx tarafından kullanılıyordu: Yabancılaşma.

Elinizdeki kitapçığın çok genel bir şekilde açıklamaya çalıştığı durumun özeti şu: Kapitalizm denilen illetin altında yaşamak zorunda bırakılan bizler, hayatımız hakkında karar alma özgürlüğünden men edilen, itilen-kakılan çoğunluğuz. Bir avuç para babası ve iktidar sahibinin çıkarları uğruna yaşamlarımızın içi boşaltılıyor ve anlamsızlaştırılıyor. Bu süreç bizi insanlığa ait değerlerden uzaklaştırıyor.

Yabancılaşma her ne kadar iktisadi yönü öne çıkarılsa da tüm insani ilişkilerde, tüm toplumsal katmanlarda kendisini gösteren bir olgu. Nasıl ki bir çalışan, kendisine ait olmayan bir makinenin başında saatlerce çoğunlukla aynı işleri yapmak zorunda bırakılıyor ve sonunda da kendi yaptığı işten bıkar hale geliyorsa, örneğin bir öğrenci de (aslında bir insanı insan yapan temel özelliklerden olan) öğrenme uğraşından nefret eder hale getiriliyor. İşçinin işinden bıkmasının nedeni, kendisinin yaptığı uğraşın nasıl şekillenmesi gerektiğinin kendisine sorulmaması, karar alma mekanizmasına dahil edilmemesi. Benzer şekilde öğrenci de gerçekte ne işe yaradığı öğretilmeyen pek çok (çoğu zaman geçerliliği tartışmalı) mevzuyu ezberlemekle mükellef kılınıyor. İkisinin de hayatı kendisi dışındaki güçler tarafından şekillendiriliyor.

Benzer şekilde politik olarak da demokrasinin sadece seçim sandıklarına indirgenmesi, “beni seç; ben senin yerine senin için karar alırım” anlayışı bizi bugünlere getirdi. Buna da siyasetten (veya siyaseten) yabancılaşma diyebiliriz.

Marx’ın buna karşı çok iyi bir çözümü var. Her ne kadar bu çözüm aşağı yukarı 150 yaşında olsa da günümüzde geçerliliği devam ediyor. Elinizdeki kitapçık bu çözüme bir giriş niteliğinde.

 

Giriş

Hemen ilk başta yabancılaşma ile neyi kastettiğimi açıklamama izin verin. Yabancılaşma, kendilerini kontrollerinin ötesindeki kör ekonomik güçlerin kurbanı olduğunu hisseden insanların haykırışıdır. Karar alma süreçlerinden dışlanan sıradan insanların hüsranıdır. Kendi kaderlerini şekillendirme ve tayin etmede haklı olarak gerçek bir söz hakları olmadığını hisseden insanları saran umutsuzluk ve çaresizlik duygusudur.[i]

Bunlar, Clydeside sendikacısı Jimmy Reid’ın Glasgow Üniversitesi’ne rektör seçildikten sonra sarf ettiği sözlerdir. Bu konuşmada Reid, milyonlarca insanın yaşadığı deneyimi tarif etmiş, kınamış ve yabancılaşmanın felsefi bir kavramdan çok daha fazlası olduğunu anlatmıştır: “Çoğu [insan] mantıklı bir açıklama bulamayabilir, hatta anlayamayabilir, [çoğu] açıkça dile getiremeyebilir. Fakat hisseder”.[ii]

Genç Alman radikal Karl Marx bu yabancılaşma durumunu 1840’ların başında teşhis etmeye başladı ve bu konu hayatı boyunca aklını meşgul etti. Marx’ın geliştirdiği yabancılaşma teorisi, insan faaliyetlerinin nasıl harici, yabancı ve düşmanca bir şey olarak tecrübe edildiğini, bedenimiz ve aklımız için olumsuz olabilecek etkilerini açıklamaktadır. Marx, yabancılaşma deneyimini insanlık halinin kaçınılmaz bir parçası olarak değil, insan faaliyetinin belirli oluşturulma biçimlerine bağlantılı olarak görürdü. Tarif ettiği yabancılaşma biçimi, bir zamanlar emekleme döneminde olan fakat şimdi dünyaya hakim olan ekonomik sistemin bir sonucuydu; kapitalizmin.

Bu kitap yazılmaya başlandığında, Britanya’nın her yerinde isyanlar çıktı. Polisin Mark Duggan’ı öldürmesinin ardından Kuzey Londra’da başlayan isyanlar diğer büyük şehirlerle birlikte tüm ülkeye yayıldı. Bu ayaklanmaların arkasında, en önemlisi polis baskısı ve ırkçılığa duyulan öfke gibi birçok şey yer alıyor. Fakat bunların Britanya’nın en dezavantajlı ve fakir bölgelerinde ortaya çıkması bir tesadüf değildi. Bu ayaklanmalarda yer alanlar, iş görüşmesine gitmektense polis tarafından durdurulup aranma ihtimali daha yüksek olan, ülkedeki en yabancılaştırılan insanlar arasındaydılar. Olayların tanıklarından bir tanesi şunları söylüyor: “Bu, gençlerin bir daha olamayacağı kadar güçlenmiş hissetmeleriyle ilgiliydi. Bu gerçek bir trajedi”.[iii] Bu ayaklanmalar Marx’ın yabancılaşma ile ilgili devam eden fikirlerinin anlamlılığını gösterdi. Denetim haklarının ve geleceklerinin olmadığını hisseden insanlardan yükselen öfke çığlığı, görmek isteyen herkes için oldukça açıktı.

Ayaklanmalar boyunca gerçekleşen en çarpıcı hikayelerden biri BBC’den bir gazetecinin iki genç kadınla yaptığı röportajdı. BBC genel olarak bu kadınları suçlu, yabani ve cahil olarak resmetmeye çabalıyordu ve onları inceden alaycı bir tavırla takdim etti. Fakat onların sözleri derin bir sosyal yabancılaşmayı açığa çıkardı. Neden ayaklandıkları sorulduğunda:

Bu devletin suçu… Muhafazakarların… Bu bir ayaklanma bile değil, sadece polise istediğimizi yapabileceğimizi gösteriyoruz ve şimdi başardık… İşyeri sahipleri, zengin insanlar; bunların gerçekleşmesinin sebebi bu. Bunlar, zengin insanlar yüzünden. Bu, istediğimizi yapacağımızı zengin insanlara göstermekle ilgili.[iv]

Bu kadınlar ve onlar gibi yüz binlercesi için polis ve zenginlerle mücadele edilen kısa dakikalar muhtemelen kendi hayatları üzerinde denetim sağlamaya en çok yaklaştıkları anlardı. Bu sözlerin yansıttığı büyük trajedi ise bu kadınların “istediklerini yapamaması”ydı. Polis tacizi ve ırkçılığın yanında işsizlik, mahrumiyet ve fakirlik tarafından engelleniyorlar.

Bu kitabın amacı Marx’ın yabancılaşma teorisine, kökenine ve süregelen geçerliliğine ilişkin bir giriş sunmaktır. Marx’ın analiz ettiği sistem içinde yaşamaya devam ettiğimiz sürece, Marx’ın fikirleri geçerliliğini koruyacak. Fakat yine de Marx’ta “yabancılaşma teorisine” işaret etmenin az da olsa yanıltıcı olabileceğini söylemek gerekir. Marx yabancılaşma ile neyi kastettiğine dair açık ve kesin bir tanım sunmaz. Bunun yerine, Marx’ın kapitalist üretim sistemi ve yarattığı derin sosyal, fiziksel ve zihinsel sorunlar arasındaki bağlantıların açıklama ve tanımlamalarını içeren çalışmaları boyunca işlenmiş bir tema buluruz. (Her ne kadar sonraki bölümde açıklayacağım gibi, bunun devamlılığının olduğu argümanı tartışmalı olsa bile). Bunun altında yatan denetim dışındaki sistem algısı ve kendimize düşman olarak tecrübe ettiğimiz kendi faaliyetimizdir. En geniş anlamıyla bu, yabancılaşma ile kastedilen şeydir.

Marx’taki yabancılaşma görüşü hakkında yazma konusunda bir sıkıntı var. Marx’a göre yabancılaşma, insan hayatının her yönüne sinen karmaşık bir fenomendir. Yabancılaşma pek çok farklı açıdan ve pek çok farklı yöntemle incelenmelidir. Böylelikle, “emekten yabancılaşma” ve “diğerlerinden yabancılaşma” hakkında konuşmak mümkün olsa da bunlar genellikle örtüşmektedir ve birbiriyle bağlantılıdır. Bir şeyleri parçalarına ayırmak ve “bu kendinden yabancılaşmanın bir örneğidir; ötekilere yabancılaşmanın sonucudur” demek kolay değildir. Bu yüzden bu kitabı yabancılaşmanın farklı yönlerine göre bölümlere ayırırken, aynı zamanda bu farklı yönlerin birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu da vurgulamaya çalıştım.

Marx’ın yabancılaşma teorisiyle ilgili hatırlanması gereken kilit nokta, Marx’ın bu kavramı kullanarak çeşitli sosyal fenomenleri birbirine bağlayarak, onların kapitalist sistemdeki köklerini göstermesidir. Bertell Ollman’ın ortaya koyduğu gibi “Marx’ta yabancılaşma; kapitalist üretimin insanlar, onların fiziki ve zihinsel durumları ve parçası oldukları sosyal süreçler üzerindeki yok edici etkilerinin gösterildiği entelektüel bir yapıdır”.[v] Marx’ın kavramları dünyayı değiştirmek üzere onu anlamamız konusunda bize yardımcı olmayı amaçlamaktadır ve bu kitap Marksizm’i sadece akademik değil, aktivist bir gelenek olarak da görür. 1844’te Marx “radikal olmak bir şeyleri kökünden kavramaktır[vi] diye yazdı – gerçekten radikal olmak dünyadaki kötülüklerin nedenlerini anlamaya çalışmaktır, onların köklerini ancak böylelikle kazıyabilir ve sonsuza kadar ortadan kaldırabiliriz.



[i]  Jimmy Reid, “Rectorial Address”, 1972, http://www.independent.co.uk/news/uk/politics/still-irresistable-a-workingclass-heroes-finest-speech-2051285.html.

[ii]  Yukarıdaki gibi

[iii]  Socialist Worker, 13 Ağustos 2011, http://www.socialistworker.co.uk/art.php?id=25681.

[iv]  BBC News, 9 Ağustos 2011, http://www.bbc.co.uk/news/uk-14458424.

[v]  Bertell Ollman, Alienation: Marx’s Conception of Man in Capitalist Society     (Cambridge,1997), p131. (Yabancılaşma: Marx’ın Kapitalist Toplumdaki İnsan Anlayışı, Yordam Yayınevi).

[vi] Karl Marx, A contribution to the Critique of Hegel’s Philosophy of Right (1844).

 
 
 
 
 
 
 
shared on wplocker.com